Kekemelik

Kekemelik

Herkesin konuşmasında akıcılıkta bozulma ortaya çıkabilir. Kekemelik, bireyin konuşmasının gerek akıcılık gerekse zamanlama yönünden gelişimsel düzeyine uygun olmayacak şekilde bozulmasıdır.

Belirtileri

Ses ve hece tekrarları, duyulabilir ya da sessiz duraksamalar, sesleri uzatma, dolaylı yoldan konuşma, konuşurken soluk alma, hece-ses-sözcük ekleme olabilir. Daha ağır formlarda sıklıkla ek belirtiler(çabalama veya mücadele davranışları) eşlik eder. Bunlara örnek olarak, bakışları kaçırmak, gözleri kısmak, dudakları büzmek, dili itmek, çenenin atması-itilmesi-silkinmesi, kas gerginliği, titremeler, başı öne veya geriye doğru eğme ya da yana çevirme, gövdeyi eğme veya döndürme, parmak şatlatma, el-kol hareketleri verilebilir. Bunlara ek olarak kaçınma belirtileri ortaya çıkabilir. Bunlara örnek olarak takıldığı kelimeleri söylemekten kaçınma, kısa yanıtlar verme, suskunluk, göz teması kurmama verilebilir. Kişi yaşadığı duruma bağlı olarak aile üyeleri veya iyi tanıdığı kişiler dışında kimseyle konuşmayabilir. Bunlara ek olarak otorite figürleri(öğretmenler vb.) ve telefonla konuşmaktan kaçınabilir.

Belirtilerin tarzı değişkendir. Hafif tipten bireyde iletişimi olanaksız kılan ve ciddi sıkıntılar oluşturan tabloya kadar değişebilir. Kekemeliğin düzeyi ortama, kaygı düzeyine, yorgunluğa, içinde bulunulan duygu duruma(heyecan, mutluluk, sinirlilik kekemeliği arttırabilir), telefon-topluluk karşısında-otorite figürleri ile konuşmaya bağlı olarak değişebilir.

Sıklığı ve Seyri

Yapılan araştırmalarda sıklığı % 1-3 arasında tespit edilmiştir. Kızlarda erkeklerden dört kat daha sık görülmektedir. Başlangıç yaşı genellikle 2-7 yaş arasıdır. Çoğu çalışmada % 80’ lere varan kendiliğinden düzelme oranı bildirilmiştir.

Nedenleri

Gelişimsel ve sonradan edinilmiş olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Edinsel tip bir nörolojik bozukluk veya psikiyatrik rahatsızlıktan(örn: kafa travması, duygusal travma vb.) sonra gelişir. Edinsel tipte rahatsızlık öncesi konuşmada herhangi bir problem yoktur. Gelişimsel tipte herhangi bir bozukluk yokken gelişir. Olası risk faktörleri:

  • Genetik(birinci derece akrabalarda olması riski 2-3 kat arttırmaktadır)
  • Beynin gelişim ve çalışma farklılığı
  • Psikolojik faktörler(özellikle duygusal travma)
  • Beyne zarar verebilecek(nörolojik hasara yol açabilen)(travma) faktörlerdir.

Tedavi

İyileşme bir kısmında kendiliğinden, kimisinde çok az bir müdahale ile kimisinde ise yoğunlaştırılmış terapi gerekir. Tedavi kişiye özgü olarak belirlenmeli ve bütüncül bir yaklaşım gösterilmelidir. Tedavi seçenekleri:

  • Konuşma terapisi(Temel tedavisi)
  • İlaç tedavileri(eşlik eden ek belirtiler ve bozukluklar için)

Ailelere Bazı Öneriler

Ailenin bazı tutum ve davranışları özellikle kekemeliği daha da kötüleştirebilir. Bu açıdan ailenin aşağıdaki önerilere dikkat etmesi yararlı olacaktır.

  • Çocuğa konuşma sırasında baskı yapılmamalı,
  • Kelime veya cümleler düzeltilmemeli veya tamamlanmamalı,
  • Çocuğun kendini rahatça ifade etmesine olanak tanımak,
  • Konuşurken sabırla dinlenilmesi,
  • Çocuğun dikkatinin konuşma üzerine çekilmemesi,
  • Rahat konuşma ortamları sağlamak,
  • Çocuğun konuşmasına sözel ve duygusal tepki vermemek gerekir.

Konuşma Gecikmesi ve Diğer Konuşma Bozuklukları(Telaffuz ve Özgül Dil Bozuklukları)

KONUŞMADA GECİKME

            Konuşmada gecikme sebebi çeşitli hastalıklar olabilmektedir. Toplumda genel bir mit olan sonra konuşur yanlış algısı telafisi mümkün olmayan durumlarla neticelenebilir. Bu açıdan konuşması gecikmiş bir çocuğun bir uzman tarafından mutlaka değerlendirmesi gerekir.

            Olası konuşmada gecikme nedenleri:

  • Otizm
  • Zihinsel engellilik(hastaneye başvurularda en sık tespit edilen neden, > %50)
  • İşitme kaybı
  • Gelişimsel dil gecikmesi
  • Özgül dil bozukluğu
  • Psikososyal yoksunluk(uyaran eksikliği, ihmal vb)
  • Çift dillilik(çift dil konuşan ailede büyümek)
  • Seçici konuşmazlık(selektif mutizm)
  • Serepral palsi
  • Nörolojik bozukluk

          Bundan dolayı çocuğun kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, olası risk faktörlerinin tespiti ve müdahalenin düzenlenmesi gerekir.

KONUŞMA SESİ BOZUKLUĞU(Telaffuz-Sesletim Bozukluğu) 

            Kişinin yaşına, gelişim düzeyine uygun olarak konuşmasında beklenen düzgünlüğün ve ses uyumunun olmamasıdır.

            Bu bozukluğu olan çocuklar konuşma seslerini doğru çıkaramazlar. Sessiz harfleri söyleyememe-atlama(çatal yerine çat demek), sesler unutulabilir, sesler yer değiştirebilir(kaç yerine çak demek), sesin değişmesi(k yerine t demek) gibi durumlar ortaya çıkabilir. Heceler ve sözcüklerdeki seslerin sırası değişebilir. En çok hata yapılan sesler ı, r, s, z, t ve ç dir. Fakat bu sesleri çıkarmadaki zorluk çoğunlukla yaşla birlikte düzelir.

           Sıklığı okul öncesi dönemde % 3, 6-7 yaşta % 2 ve ergenlerde % 0.5 olarak tespit edilmiştir. Hafif ve orta düzeydeki vakalarda müdahaleli veya müdahalesiz % 75 ‘i 6 yaşa kadar düzelmektedir.

           Tedavi bozukluğunun derecesine, işlevselliği ne kadar bozduğuna bağlı olarak bireysel olarak düzenlenir. Ruh sağlığı profesyoneli ve konuşma terapisti tarafından değerlendirildikten sonra ve tedavisi düzenlenir.

ÖZGÜL DİL BOZUKLUĞU(ÖDB)

            ÖDB olan çocuklar normal zeka seviyesine ve işitmeye sahip olmasına rağmen kendilerinden beklenen düzeyde kelimeler ve cümleler ile düşüncelerini ifade etmekte güçlük çekerler.

Belirtileri

             Kısıtlı kelime dağarcığı ile konuşmaya çabalarlar, dil bilgisi bozuk ve kısa cümleler kurarlar. Konuşmaları karmaşıktır. Sözcük dağarcığında kısıtlılık, yeni sözlükler öğrenmede zorluk, sözcük bulma ya da kullanma hataları, alışılmadık sözcükler kullanma, karşılıklı konuşmayı sürdürmede zorluk, bazen jest ve mimikleri kullanamama durumu olabilir. Bu çocukların başkalarının konuştuklarını anlaması yaşına uygundur(ağır vakalrada bu da etkilenebilir). Şiddetli vakalarda çocuk kendine söylenileni anlamayabilir-yapmayabilir ve uygunsuz yanıtlar verebilir.

Nedenleri     

             Gelişimsel ve sonradan edinilmiş olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Edinsel tip bir nörolojik bozukluk ve tıbbi hastalıktan sonra gelişir. Gelişimsel tipte herhangi bir bozukluk yokken gelişir. Olası risk faktörleri:

  • Genetik etmenler
  • Çevresel etkenler(düşük sosyoekonomik düzey, tek ebeveynli aile, geniş aile yapısı, gebelik ve doğum problemleri, istismar ve ihmal)
  • Gelişimsel yetersizlikler
  • Beyindeki anormallikler
  • Kafa travmaları, felç, tıbbi hastalık, zehirlenme veya boğulma tehlikesi

Tedavi 

          Tedavi bozukluğunun derecesine, işlevselliği ne kadar bozduğuna bağlı olarak bireysel olarak düzenlenir. Ruh sağlığı profesyoneli ve konuşma terapisti tarafından değerlendirildikten sonra ve tedavisi düzenlenir. Çoğunlukla müdahale yüz güldürücüdür(% 50-80 oranında normal seviyede dil becerileri kazanırlar).

 

ASPERGER BOZUKLUĞU NEDİR?

ASPERGER BOZUKLUĞU NEDİR?

Otistik bozukluk terimi hem sosyal, hem iletişimsel hemde tekrarlayıcı davranışlar gösteren olgular için kullanılmaktayken, dil gelişim gecikmesi olmaksızın sosyal kısıtlılık ve takıntılı davranışları olan bireylerde asperger bozukluğundan söz edilmektedir.  Artık ayrı bir bozukluk olmaktan ziyade otizm spektrum bozukluğu şemsiyesi altında değerlendirilmektedir.

OTİZM TANISI KONULDUKTAN SONRA TAKİBİ NASIL YAPILMALIDIR?

OTİZM TANISI KONULDUKTAN SONRA TAKİBİ NASIL YAPILMALIDIR?

Bu tanıyı almış çocuklar genelde pek çok meslek grubunun iş birliği ile takip edilmeleri uygundur. Eğitsel tedavi özel eğitimciler tarafından yapılmaktadır. Özel eğitime devam eden bu çocuklar mutlaka belli aralıklarla (3-4 ay da bir) konunun uzmanı bir çocuk psikiyatrisi tarafından değerlendirilip, gözlemleri ve klinik değerlendirmesi eğitimcilerle paylaşılmalıdır. Çocuk psikiyatri takibi sadece ilaç yazmak için değildir. Çocuk psikiyatrsinin görevi hem gidişatı değerlendirilip, klinik olarak sorunlu alanları tespit edip müdahele etmek, görüşlerini çocuğu takip eden diğer meslek grupları (özel eğitimci, konuşma terapisti) paylaşmak, hem de otizm dışı eklenen psikiyatrik sorunları tanımlamak ve onlar için de gerekirse başka tedaviler (ilaç vb) düzenlemektir. Otistik bireylerde çok sık başka psikiyatrik ve davranışsal sorunlar görülmektedir. Uyku, beslenme sorunları, tuvalet eğitimi, öfke patlamaları, hiperaktivite, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk, kaygılar, fobiler, tikler sıktır. Bu problemlerin tedavisi otizme oranla daha kolay olup, psikiyatrik yardımdan yaralanabilirler, bu problemlerin çözümü otizm tanısı almış çocukların yaşam kalitesini artırır ayrıca öğrenme ve eğitim süreçlerine çok katkı sağlar.

Bu sebeplerden dolayı çocuk psikiyatrları özel eğitime gönderdikleri her olgunun takip sorumluluğunu üstlenmeli, özel eğitim programı ve konuşma terapisine devam eden olguların psikiyatrik ve tıbbı bakımını yürütmelidirler. Özel eğitime devam eden aileler de çocuk psikiyatrisindeki rutin muayenelerini ihmal etmemeleri gerekmektedir.

OSB’DE ALTERNATİF TEDAVİLER VE ETKİNLİKLERİ

OSB’DE ALTERNATİF TEDAVİLER VE ETKİNLİKLERİ

Aileler Neden Alternatif Tedavilere Yönelmektedirler?

  • OSB’de hali hazırda onay almış tedavilerin bile temel belirtiler üzerine etkisinin hafif olması,
  • Mevcut yöntemlerle tedavi edilenlerin uzun dönemler tedaviyi sürdürmesinin zorunlu olması,
  • OSB’nin süreğen bir hastalık olması,
  • Bazı klinisyenlerin bu konuda ailelere net bilgi vermemesi,
  • Alternatif tedaviyi savunan kişilerin ve kurumların büyük vaatlerde bulunması.

Peki Alternatif Tedavi Yöntemleri Gerçekten Etkili Midir?

Alternatif tedavilere etkin diyebilmek için etkinliklerinin bilimsel çalışmalarla kanıtlanması gerekmektedir. Yapılan bazı çalışmalarda alternatif tedavi yöntemleri bazı alanlarda-hastalıklarda etkin olmasına rağmen bazı durum ve hastalıklarda etkisiz olduğu saptanmıştır. Örneğin akupunkturun ağrı tedavisinde etkinliği kanıtlanmıştır ancak mesela gingko biloba demans tedavisinde etkisiz bulunmuştur. Bundan dolayı OSB’de herhangi bir alternatif tedavi yöntemi kullanılacağı zaman mutlaka etkinliği araştırılmalı ve öyle uygulanmalıdır. Bazı yaklaşımların ‘bitkisel ve doğal’ olması etiketi bu tedavilerin masum olduğu anlamına gelmez. Bunların bazı yan etkileri bulunmaktadır. Bu alandaki alternatif tedavi yöntemleri ve etkinlikleri aşağıda özetlenmiştir.

Melatonin

            Bu ilaç uyku ve uyanıklık ritmini ayarlar. Uyku bozukluğu olan OSB’lerde güvenilir bir ilaçtır(Anderson 2008).

Omega 3 Yağ Asitleri  

            Bu ilacın beynin olgunlaşmasına katkısı olabileceği ifade edilmiştir. Hamilelikte omega 3 ile otizm riski açısından ters ilişki bulunmuştur(Lyall 2013). Özetle olumlu etkileri olabileceği ifade edilmekle birlikte dikkatli bir şekilde ve doktor kontrolünde kullanılmalıdır.

Vitamin B12 

            OSB belirtilerinde herhangi bir olumlu etki bildirilmemiştir(Bertoglio 2010)

Vitamin C

Bir çalışmada tekrarlayıcı hareketler üzerine olumlu etki bildirse de bu bilgi başka çalışmalarda tekrarlanmamıştır(Hyman ve Levi 2011).

Diyet

            Diyete yönelmenin sebepleri arasında bu çocuklarda sık görülen sindirim sistemi problemleridir. En popüler diyetler gluteninsiz ve kazeinsiz diyetlerdir. Bu yöntem aileler arasında en popüler yöntemlerden bir tanesidir ancak ne yazık ki bunun otizmde etkinliğini destekleyen bir kuram ve bir araştırma söz konusu değildir. Ayrıca etkisi net ortaya konmamakla birlikte diyetin en önemli yan etkisi D vitamini ve kalsiyum emilimini azaltmasıdır. Bu da kemik gelişimi ile ilgili problemlere yol açmaktadır.

Nörofeedback(NF)

            Konuyla ilgili mevcut veriler NF’nin OSB tedavisinde kullanımı için yeteri kadar kanıt olmadığını göstermektedir(Holtman 2011, Kouijzer 2013). Bu yöntemin pek çok yan etkisi vardır. Örnek: öfke nöbetleri, gerginlik, yorgunluk, uyku problemler, bilişsel bozulmalar, alt ıslatma vb. durumlardır.

Hiperbarik Oksijen Tedavisi(HBO) 

            2011 yılında yayınlanan bir bildiride Avrupa Hiperbarik Tıp Komitesi, HBO’nun otizmde uygulanmasının kabul edilemez olduğunu ilan etti(Kot&Mathieu 2011). Bu tedavinin yan etkileri az düzeyde nöbetlerde artma, kulak ağrısı gibi durumlardır.

Şelasyon

OSB’de şelasyonun etkinliğini değerlendiren hiçbir kontrollü çalışma yoktur. Aşıların otizmle ilişkisi olmadığı artık bilinmektedir. Otizm artışını, aşılar ve tiyomersal koruyucu madde ile bağlantılı olup olmadığını inceleyen çalışmalar, civa, tiyomersal ve aşılarla otizm arasında hiçbir bağlantı bulamamıştır. Örneğin Japonya’da 1993’te aseptik menenjit olguları görülmesi sebebi ile birkaç yıl aşılama durdurulmuş, daha sonra otizm sıklığını inceleyen çalışmalar, aşı yapılmayan yıllarda otizm sıklığının arttğını göstermiştir(Uchiyama ve ark. 2007). Ayrıca aşı öncesi ve sonrası kanda civa düzeyine bakılmış ve fark saptanmamıştır(Hyman ve Levi 2011). Bu tedavinin yan etkileri: normal hücre işlevleri için gerekli olan demir, kalsiyum kaybolur.

İntravenöz İmmunglobulin Tedavisi(IVIG)

            OSB belirtilerinde herhangi bir olumlu etki bildirilmemiştir. Olası yan etkileri, ateş, baş ağrısı, menenjit gibi durumlardır.

Masaj

            Bir çalışma, OSB’li çocuklardan masaj terapisi alanlarda hem uyku hem de sosyal duyarlılıkta artış bildirilmiştir(Escalona 2001). Rutin eğitim programlarını aksatmaksızın ebeveyn tarafından uygulanan masaj ilişkisel sıcaklık oluşmasına, yakınlığa ve çocuğun gerilimini azaltmaya katkısı olabilmektedir. Ancak bunun bir OSB tedavisi olmadığını unutmamak gerekir.

İşitsel Entegrasyon           

OSB’de herhangi bir olumlu etki bildirilmemiştir(Hyman ve Levi 2011).     

Spor     

            Hiperaktivite ve tekrarlayıcı davranışları azaltmada katkısı olabileceği bildirişmiştir(Lofthouse 2012). Spor şu anda OSB’nin temel belirtileri ilgili etkisi araştırılmaya değer bir yaklaşım olmakla birlikte, günlük pratikte bu biryelerin hayatına girdiğinde yaşam kalitesi ve fiziksel sağlıklarına da katkısı bulunmaktadır.

Hayvanlarla Tedavi

            Bu konuda yeteri kadar kanıt olmamakla birlikte az sayıda çalışmada sosyal çevre farkındalığında ve dil kullanımında artış bildirilmiştir. Bu konuda önemli olan bunun temel tedavi yaklaşımı olmadığıdır. Temel tedaviye ek olarak kişinin olanakları olduğu takdirde bu programa katılmaları kabul edilebilir.

Duyusal Bütünleme Tedavisi

            Yapılan bir sistematik gözden geçirme çalışmasında, bu alanda yapılmış 25 araştırma gözden geçirilmiştir. 14’ünde hiçbir yarar saptanmamıştır. 8’inde sonuçlar karışık çıkmış ve sadece 3’ünde olumlu etki bildirilmiştir. Olumlu bildirilenlerde de yöntemsel hata olduğu ifade edilmiştir(Lang 2012).

Yoga

            Bu konuda herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Müzik Tedavisi

Bazı çalışmalarda ortak dikkat ve jestlerde artış olduğu bildirilmiştir. Bu yöntem tamamlayıcı bir yaklaşım olarak umut vaat etmektedir(Hyman ve Levi 2011).

ÖZETLE(Lofthouse 2012)

Tavsiye Edilebilir Olanlar: Çeşitli problemler için olumlu etki olabilir.

  • Uyku için melatonin
  • Masaj
  • Beslenmesi kötü olanlarda çoklu vitamin desteği

Kabul Edilebilir Olanlar: Temel tedavi aksatılmaması koşulu ile sakıncası yoktur.

  • B6 vitamini/Magnezyum(düşük doz)(Sağlıklı beslenelerde ihtiyaç yoktur)
  • Folik asit
  • Omega-3
  • Akupunktur
  • Spor
  • Müzik terapisi
  • Hayvan terapisi

Tavsiye Edilmeyen Grup:

  • B12 vitamini
  • C vitamini
  • Cyproheptadine
  • İmmun terapiler
  • Nörofeedback

Çalışmalarda Etkisiz Bulunanlar:

  • Hiperbarik oksijen tedavisi
  • Diyet
  • İşitsel entegrasyon
  • Sekretin

OSB TEDAVİSİ

OSB TEDAVİSİ

Mucizevi tedavisi olmayan bir durum için, genelde sayısız tedavi yöntemi geliştirilir. Etkinliği bütün olgularda kanıtlanmış bir yöntem henüz söz konusu değildir. En çok kanıta dayalı veri olan tedavi yaklaşımı eğitsel tedavi yaklaşımlarıdır.

En iyi tedavi yöntemi şu an temel olarak erken, iyi yapılandırılmış eğitim programlarıdır. Bu programlar yoğun olmalı ve evde ailelerin de uygulayabilir nitelikte olmalıdır. Haftalık 20-40 saatlik yapılandırılmış, davranışçı, ayrıca sosyal beceriyi destekleyen eğitimlerin etkili olduğu bilinmektedir.

Şu anda pek çok çocuk sadece haftada  bir iki saat eğitim merkezlerinde verilen eğitimler  ile yetinmektedirler. Bu  oldukça yetersizdir. Bu durumda yoğun eğitim programı evde aile  bireylerince de desteklenmelidir. Eğitim programları çocuğun yaşam becerilerini artırmalıdır. Bu özbakım, sosyal beceri, iletişimsel becerileri ve tekrarlayıcı, uygun olmayan davranışlarla baş etmeyi hedefleyen programlardır. Bu eğitimler ebeveyni aktif olarak sürece katmalı, çocuğun evdeki süreci nasıl geçirdiğine süpervizyon verilmelidir.

Gereken olgularda konuşma terapisi mutlaka uygun yaşta başlanmalıdır.

İlaç Tedavileri

OSB’nin temel belirtilerini iyileştiren bir ilaç henüz geliştirilmemiştir. Çoğunlukla ilaç tedavileri eşlik eden sorunlar için kullanılmaktadır. Bunlara örnek olarak hiperaktivite, öfke, dikkat sorunları, takıntılar, korku gibi durumlar verilebilir.

OSB’ NİN SEYRİ NASILDIR

OSB’ NİN SEYRİ NASILDIR?

OSB, süreğen bir bozukluktur. Az bir kısmı çocukluk çağında spektrum dışına çıkmaktadır. Gidişi belirleyen etmenler şunlardır:

  • Zeka Durumu: Çocukluk çağındaki zeka düzeyi belirtilerin hafiflemesi için önemli bir yordayıcıdır yani zeka olumlu yönde etki eder.
  • Belirti Şiddeti: Belirti düzeyinin ağır olması gidişatı olumsuz etkileyebilmektedir.
  • Dil Becerileri: Erken yaşta dil becerileri edinimi olumlu bir faktördür.
  • Eşlik Eden Bozukluklar: Çocukluk çağındaki ek psikiyatrik bozukluk yetişkin çağda da daha fazla psikiyatrik sorun yaşanması durumunu arttırmaktadır.
  • Uygun Eğitsel Tedavi-Tedavi Yoğunluğu, Kalitesi ve Süresi
  • Erken Tanı: Erken tanı ve müdahale gidişatı olumlu yönde etkilemektedir.

Genel olarak gidişatı en çok belirleyen faktörler zeka düzeyi ve dil gelişimidir. Erken tanı, uygun eğitsel tedaviler ve ortak dikkatin gelişmiş olması da gidişatı olumlu etkileyen faktörlerdir.

Son yıllarda  otizm tanısı alan çocukların bir kısmının  uygun yoğun-eğitim programları ile tam düzelme gösterdiği ve otistik özelliklerini kaybettiklerini görmekteyiz. Bu düzelmeyi göstermeyenlerde, dil gelişimi iyiyse, zeka normal ise bağımsız –yarı bağımsız yetişkin hayatı söz konusudur, ancak dil gelişimi olmayan, zeka özrü eşlik eden grup maalesef yetişkinlere bağımlı hayat yürütmektedir.

OSB HANGİ BOZUKLUKLARLA KARIŞABİLİR?

OSB HANGİ BOZUKLUKLARLA KARIŞABİLİR?

OSB aşağıdaki durumlardan ayırt edilmelidir:

  • Zihinsel Yetersizlik: OSB’den farkı dış dünyaya ve yetişkinlere karşı ilgilidirler.
  • Tepkisel Bağlanma Bozukluğu: Kötü bakıma maruz kalan veya uyaran yoksunluğu yaşamış çocuklarda OSB benzeri belirtiler gelişebilir. Eğer belirtiler buna bağlı olarak gelişmişse çevresel koşullar değiştirildiğinde tabloda hızlı düzelmeler olur.
  • Görme ve İşitme Engeli: Bu durumlarda OSB benzeri belirtiler gösterebilir. Engellilik durumu kaldırıldığında hızlı bir düzelme gösterirler.
  • Seçici Konuşmamazlık(Selektif Mutizm): Bu çocuklarda sosyal ve iletişimsel açıdan normaldirler. Tanımadıkları kişilerin yanında iletişim problemleri yaşarlar. Otizmde ise bu durum her ortamda görülmektedir.

OTİZM TEK BİR BOZUKLUK  MUDUR?

OTİZM TEK BİR BOZUKLUK  MUDUR?

Otizm veya otistik bozukluk benzer tablolar ile birlikte otistik spektrum veya yelpazeyi oluşturmaktadır. Bu yelpazede asperger bozukluğu, otistik bozukluk ve atipik otizm vardır.

Otistik bozukluk terimi hem sosyal, hem iletişimsel hemde tekrarlayıcı davranışlar gösteren olgular için kullanılmaktayken, dil gelişim gecikmesi olmaksızın sosyal kısıtlılık ve takıntılı davranışları olan bireylerde asperger bozukluğundan söz edilmektedir. Atipik otizm genelde 3 grup belirti değil de sadece temel belirtilerden 2 grubu gösteren veya farklı başlangıç yaşı gösteren olgularda kullanılmaktadır.

OSB TANISI HANGİ  YAŞTA KONULABİLİR ?

OSB TANISI HANGİ  YAŞTA KONULABİLİR ?

Çocuk hangi yaşta sosyal-iletişimsel kısıtlılık gösteriyorsa, o yaşta otizm tanısı açısından değerlendirilip, tanı alıp almadığın bakmak lazım. 1-2 yaşlar arasında  çocuklarda otizm diğer gelişimsel gerilikler ile sık karışabilmektedir. Ancak 1.5-2 yaştan sonra tablo daha net ayrılabilir hale gelmektedir. Riskli her vakada en erken yaştan itibaren müdahale etmek lazım. Belli yaşa kadar bekleyip tanı koymak yanlış bir uygulamadır. Hangi yaşta çocuk yaşıtlarından geri ise o yaşta müdahale etmek gerekir. Müdahale etmek için belirtilerin daha fazla ağır veya görülebilir hale gelmesi gerekmiyor. Yaş büyüdükçe, belirtiler daha fazla fark edilir olduğundan bazı uzmanlar, 3 yaş sonrası tanı koymaktan yanalar, bu doğru uygulama değildir ve hastaya zaman kaybettirmektedir.