Kekemelik

Kekemelik

Herkesin konuşmasında akıcılıkta bozulma ortaya çıkabilir. Kekemelik, bireyin konuşmasının gerek akıcılık gerekse zamanlama yönünden gelişimsel düzeyine uygun olmayacak şekilde bozulmasıdır.

Belirtileri

Ses ve hece tekrarları, duyulabilir ya da sessiz duraksamalar, sesleri uzatma, dolaylı yoldan konuşma, konuşurken soluk alma, hece-ses-sözcük ekleme olabilir. Daha ağır formlarda sıklıkla ek belirtiler(çabalama veya mücadele davranışları) eşlik eder. Bunlara örnek olarak, bakışları kaçırmak, gözleri kısmak, dudakları büzmek, dili itmek, çenenin atması-itilmesi-silkinmesi, kas gerginliği, titremeler, başı öne veya geriye doğru eğme ya da yana çevirme, gövdeyi eğme veya döndürme, parmak şatlatma, el-kol hareketleri verilebilir. Bunlara ek olarak kaçınma belirtileri ortaya çıkabilir. Bunlara örnek olarak takıldığı kelimeleri söylemekten kaçınma, kısa yanıtlar verme, suskunluk, göz teması kurmama verilebilir. Kişi yaşadığı duruma bağlı olarak aile üyeleri veya iyi tanıdığı kişiler dışında kimseyle konuşmayabilir. Bunlara ek olarak otorite figürleri(öğretmenler vb.) ve telefonla konuşmaktan kaçınabilir.

Belirtilerin tarzı değişkendir. Hafif tipten bireyde iletişimi olanaksız kılan ve ciddi sıkıntılar oluşturan tabloya kadar değişebilir. Kekemeliğin düzeyi ortama, kaygı düzeyine, yorgunluğa, içinde bulunulan duygu duruma(heyecan, mutluluk, sinirlilik kekemeliği arttırabilir), telefon-topluluk karşısında-otorite figürleri ile konuşmaya bağlı olarak değişebilir.

Sıklığı ve Seyri

Yapılan araştırmalarda sıklığı % 1-3 arasında tespit edilmiştir. Kızlarda erkeklerden dört kat daha sık görülmektedir. Başlangıç yaşı genellikle 2-7 yaş arasıdır. Çoğu çalışmada % 80’ lere varan kendiliğinden düzelme oranı bildirilmiştir.

Nedenleri

Gelişimsel ve sonradan edinilmiş olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Edinsel tip bir nörolojik bozukluk veya psikiyatrik rahatsızlıktan(örn: kafa travması, duygusal travma vb.) sonra gelişir. Edinsel tipte rahatsızlık öncesi konuşmada herhangi bir problem yoktur. Gelişimsel tipte herhangi bir bozukluk yokken gelişir. Olası risk faktörleri:

  • Genetik(birinci derece akrabalarda olması riski 2-3 kat arttırmaktadır)
  • Beynin gelişim ve çalışma farklılığı
  • Psikolojik faktörler(özellikle duygusal travma)
  • Beyne zarar verebilecek(nörolojik hasara yol açabilen)(travma) faktörlerdir.

Tedavi

İyileşme bir kısmında kendiliğinden, kimisinde çok az bir müdahale ile kimisinde ise yoğunlaştırılmış terapi gerekir. Tedavi kişiye özgü olarak belirlenmeli ve bütüncül bir yaklaşım gösterilmelidir. Tedavi seçenekleri:

  • Konuşma terapisi(Temel tedavisi)
  • İlaç tedavileri(eşlik eden ek belirtiler ve bozukluklar için)

Ailelere Bazı Öneriler

Ailenin bazı tutum ve davranışları özellikle kekemeliği daha da kötüleştirebilir. Bu açıdan ailenin aşağıdaki önerilere dikkat etmesi yararlı olacaktır.

  • Çocuğa konuşma sırasında baskı yapılmamalı,
  • Kelime veya cümleler düzeltilmemeli veya tamamlanmamalı,
  • Çocuğun kendini rahatça ifade etmesine olanak tanımak,
  • Konuşurken sabırla dinlenilmesi,
  • Çocuğun dikkatinin konuşma üzerine çekilmemesi,
  • Rahat konuşma ortamları sağlamak,
  • Çocuğun konuşmasına sözel ve duygusal tepki vermemek gerekir.

Konuşma Gecikmesi ve Diğer Konuşma Bozuklukları(Telaffuz ve Özgül Dil Bozuklukları)

KONUŞMADA GECİKME

            Konuşmada gecikme sebebi çeşitli hastalıklar olabilmektedir. Toplumda genel bir mit olan sonra konuşur yanlış algısı telafisi mümkün olmayan durumlarla neticelenebilir. Bu açıdan konuşması gecikmiş bir çocuğun bir uzman tarafından mutlaka değerlendirmesi gerekir.

            Olası konuşmada gecikme nedenleri:

  • Otizm
  • Zihinsel engellilik(hastaneye başvurularda en sık tespit edilen neden, > %50)
  • İşitme kaybı
  • Gelişimsel dil gecikmesi
  • Özgül dil bozukluğu
  • Psikososyal yoksunluk(uyaran eksikliği, ihmal vb)
  • Çift dillilik(çift dil konuşan ailede büyümek)
  • Seçici konuşmazlık(selektif mutizm)
  • Serepral palsi
  • Nörolojik bozukluk

          Bundan dolayı çocuğun kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi, olası risk faktörlerinin tespiti ve müdahalenin düzenlenmesi gerekir.

KONUŞMA SESİ BOZUKLUĞU(Telaffuz-Sesletim Bozukluğu) 

            Kişinin yaşına, gelişim düzeyine uygun olarak konuşmasında beklenen düzgünlüğün ve ses uyumunun olmamasıdır.

            Bu bozukluğu olan çocuklar konuşma seslerini doğru çıkaramazlar. Sessiz harfleri söyleyememe-atlama(çatal yerine çat demek), sesler unutulabilir, sesler yer değiştirebilir(kaç yerine çak demek), sesin değişmesi(k yerine t demek) gibi durumlar ortaya çıkabilir. Heceler ve sözcüklerdeki seslerin sırası değişebilir. En çok hata yapılan sesler ı, r, s, z, t ve ç dir. Fakat bu sesleri çıkarmadaki zorluk çoğunlukla yaşla birlikte düzelir.

           Sıklığı okul öncesi dönemde % 3, 6-7 yaşta % 2 ve ergenlerde % 0.5 olarak tespit edilmiştir. Hafif ve orta düzeydeki vakalarda müdahaleli veya müdahalesiz % 75 ‘i 6 yaşa kadar düzelmektedir.

           Tedavi bozukluğunun derecesine, işlevselliği ne kadar bozduğuna bağlı olarak bireysel olarak düzenlenir. Ruh sağlığı profesyoneli ve konuşma terapisti tarafından değerlendirildikten sonra ve tedavisi düzenlenir.

ÖZGÜL DİL BOZUKLUĞU(ÖDB)

            ÖDB olan çocuklar normal zeka seviyesine ve işitmeye sahip olmasına rağmen kendilerinden beklenen düzeyde kelimeler ve cümleler ile düşüncelerini ifade etmekte güçlük çekerler.

Belirtileri

             Kısıtlı kelime dağarcığı ile konuşmaya çabalarlar, dil bilgisi bozuk ve kısa cümleler kurarlar. Konuşmaları karmaşıktır. Sözcük dağarcığında kısıtlılık, yeni sözlükler öğrenmede zorluk, sözcük bulma ya da kullanma hataları, alışılmadık sözcükler kullanma, karşılıklı konuşmayı sürdürmede zorluk, bazen jest ve mimikleri kullanamama durumu olabilir. Bu çocukların başkalarının konuştuklarını anlaması yaşına uygundur(ağır vakalrada bu da etkilenebilir). Şiddetli vakalarda çocuk kendine söylenileni anlamayabilir-yapmayabilir ve uygunsuz yanıtlar verebilir.

Nedenleri     

             Gelişimsel ve sonradan edinilmiş olmak üzere iki tipi bulunmaktadır. Edinsel tip bir nörolojik bozukluk ve tıbbi hastalıktan sonra gelişir. Gelişimsel tipte herhangi bir bozukluk yokken gelişir. Olası risk faktörleri:

  • Genetik etmenler
  • Çevresel etkenler(düşük sosyoekonomik düzey, tek ebeveynli aile, geniş aile yapısı, gebelik ve doğum problemleri, istismar ve ihmal)
  • Gelişimsel yetersizlikler
  • Beyindeki anormallikler
  • Kafa travmaları, felç, tıbbi hastalık, zehirlenme veya boğulma tehlikesi

Tedavi 

          Tedavi bozukluğunun derecesine, işlevselliği ne kadar bozduğuna bağlı olarak bireysel olarak düzenlenir. Ruh sağlığı profesyoneli ve konuşma terapisti tarafından değerlendirildikten sonra ve tedavisi düzenlenir. Çoğunlukla müdahale yüz güldürücüdür(% 50-80 oranında normal seviyede dil becerileri kazanırlar).

 

Yaygın Anksiyete Bozukluğu(YAB) 

Yaygın Anksiyete Bozukluğu(YAB) 

Anksiyete bizi tehlikelere karşı koruyan(bizi tehlikeye karşı korur, tehdidi algılamamızı ve gerektiğinde tehlikeye karşı önlem almamızı sağlar) yaşamsal bir duygudur. Fakat eğer günlük işlevselliği bozacak seviyeye ulaşırsa veya beklenenden daha uzun sürerse bir problem haline döner. YAB, kişinin birtakım olaylar ya da etkinliklere karşı aşırı bir kaygı ve endişe duymasıdır.

Belirtileri

YAB olan çocuk ve ergenlerde, yaşamın her alanı ile ilgili aşırı kaygı olabilir. Bu alanlar kişinin kendisi ile alakalı olabileceği gibi ailesi ya da sevdiklerinin veya diğer insanların sağlık durumları, kişisel performans ile ilişkilide olabilir. Bu kaygı ülke ya da dünya sorunları gibi geniş bir yelpazeye de yayılabilir. Çocukların ergenlerden farkı bazen anksiyeteyi dile getirememeleridir. Bunun yerine anksiyete kendini bedensel yakınmalar(kolay yorulma, kas gerginliği vb) şeklinde gösterebilir. Belirtilerde yaşa göre değişkenlikler olabilir. Altı yaştan küçük çocuklarda endişe genellikle ebeveynlerden ayrılma veya hırsız ile ilişkili olabilirken, daha büyük çocuklarda daha çok dersler, ölüm, bedensel görünüm ve sosyal toplumsal olaylarla ilişkili olabilmektedir. Kaygı dikkat problemlerine, uyku bozukluğuna, sinirliliğe de yol açabilmektedir.

Nedenleri

Ailesel Etmenler 

Kaygılı olan çocukların aileleri olmayan çocuklara göre daha korumacı ve kontrol edici bulunmuştur. Yine aileler, çocuklarının fobik nesne ya da durumlardan kaçınmasını kabul ederek/kaçınmasına izin vererek onların korkularını pekiştirebilirler. Örnek: Karanlık korkusu olan çocuğun anne babayla yatmasına izin verilmesi.

Hassas Kişilik

“Hassas kişilik”, bazı çocukların diğerlerinden daha kolay endişeli, korkulu, üzüntülü olma eğiliminde olduğu anlamına gelir. Kötü durumlara, tehditkar nesnelere ve bilgilere daha güçlü tepki verirler. Duyarlı bir kişiliği olan bir çocuğun yaşam boyu anksiyete bozukluklarına ve bazen de depresyona neden olabilecek olumsuz duygulara maruz kalma riski artar.

Kontrol Hissi

Hassas bir kişiliğe sahip olan ve yaşamlarında meydana gelen şeyleri kontrol edemeyeceklerini düşünen çocukların kötü deneyimlerden olumsuz bir şekilde etkilenme olasılığı daha yüksektir. Çocuğun kontrol hissi dışındaki bu şeyler, bir çocuğun dünyayı deneyimleme, zorlukları çözme ve gerektiğinde yardım alma imkânlarını sınırlayan durumlar yüzünden ağırlaşabilir. Bir çocuğun kötü durumlar üzerinde bir dereceye kadar kontrolü elinde tuttuğu hissinin onları geride bırakarak ya da onlarla başa çıkma becerilerini öğrenerek bir anlamda gelişmesi gerekir.

 Kötü Deneyimler

Hassas bir kişiliği olan bir çocukta, kötü deneyimler çocuğun kaygılarını belirli şekillerde ortaya çıkarabilir. Örneğin, sınıf arkadaşları tarafından alay konusu olan bir çocukta sosyal kaygı gelişebilir. Bir yabancı çocuğa sert muamele ederse ayrılma kaygısı ortaya çıkabilir.

TEDAVİSİ

Tedavi kişinin ihtiyacına göre düzenlenmektedir. YAB etkin bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Bazen sadece terapi, bazen sadece ilaç bazen de her ikisi birlikte kullanılabilmektedir.

  1. Bilişsel Davranışçı Terapi(BDT): YAB’da en çok kullanılan terapi ve tedavi yöntemidir. İlgili yazımıza bakılabilir.
  2. İlaç Tedavileri: Gerektiğinde hem YAB hem de eşlik eden bozukluklar için kullanılmaktadır.
  3. BDT + İlaç Tedavisi: En etkin tedavi yöntemi budur.

 

 

 

Seçici Konuşmazlık(Selektif Mutizm-SM) 

Seçici Konuşmazlık(Selektif Mutizm-SM) 

Çocuğun konuşma ile ilgili problemi olmamasına rağmen konuşmasının beklendiği durumlarda sürekli bir biçimde konuşmamasıdır. Çocuk yakın ilişki içinde olduğu bazı kişilerle konuşurken başkaları ile konuşmaz.

Belirtileri

Belirtiler değişkenlik göstermektedir. SM’ si olan çocuklar kendilerini rahat hissettikleri ortamlarda(evde) rahat konuşabilirler. Fakat okulda ve sosyal ortamlarda konuşmayı reddederler. Bazen tanınmadıkları ortamlarda rahat konuşabilirler. Yaşıtlarına göre daha utangaçtırlar, ebeveynlerine daha düşkünler ve özgüvenleri daha düşüktür. Bazı çocuklarda utangaçlıktan ziyade sinirlilik, karşı gelme davranışları daha ön planda olabilir. Aktivitelere, diğer çocuklarla oynamaya katılabilir veya katılmayabilir. Derslerinde kendi kapasitelerinin altında kalabilirler. Derste parmak kaldırmayabilir, sesli okuma yapmayabilir veya tahtaya çıkmayabilirler. Bazı çocuklar konuşmamakla birlikte sözel olmayan iletişim yolları kullanabilirler(baş, el, kol hareketleri). Bazıları birisi ile telefonla rahat konuşurken yüz yüze konuşmayı reddedebilir. Bazıları yaşıtları ile rahat konuşabilirken bazıları erişkinlerle daha rahat iletişim kurabilirler.

Nedenleri       

Çocuk ve ergenlerde kaygı, biyolojik faktörler (vücudunuzdaki şeyler), psikolojik faktörler (düşünce ve duygular) ve sosyal faktörler (okul ve arkadaşlar gibi) birçok farklı nedenden kaynaklanabilir. Çoğu zaman, bir anksiyete bozukluğu, çocuğun hassas kişiliğinin diğer şeylerle(özellikle de erken kontrol hissi kaybı ve özel olumsuz deneyimlerle) etkileşiminden kaynaklanır. SM olan çocukların ailelerinde daha sık anksiyete bozukluğu tespit edilmiştir(genetik boyutu). “Hassas kişilik”, bazı çocukların diğerlerinden daha kolay endişeli, korkulu, üzüntülü olma eğiliminde olduğu anlamına gelir. Kötü durumlara, tehditkar nesnelere ve bilgilere daha güçlü tepki verirler. Duyarlı bir kişiliği olan bir çocuğun yaşam boyu anksiyete bozukluklarına ve bazen de depresyona neden olabilecek olumsuz duygulara maruz kalma riski artar.

Bir çalışmada çok dilli ailelerde yetişen çocuklarda SM’in ortaya çıkma olasılığının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bazı durumlarda travma sonrası gelişebileceği ifade edilmiştir.

Eşlik Eden Bozukluklar

SM’e birçok rahatsızlık eşlik etmektedir. Yapılan araştırmalarda % 70-80 oranında başka bir psikiyatrik bozukluk tespit edilmiştir. Bu durumların tespiti ve tedavi edilmesi tedavinin gidişatı açısından önemlidir. Sık eşlik edebilen durumlar:

  • Sosyal Fobi(en sık eşlik edeni)
  • Ayrılma anksiyetesi
  • Özgül fobi
  • Panik bozukluğu
  • Karşıt olma karşıt gelme bozukluğu
  • Dışa atım bozuklukları(dışkı ve idrar kaçırma)

Sıklığı

SM, yapılan araştırmalarda sıklığı ortalama < % 1(0.5-0.76) civarıdır. Kızlarda erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülmektedir. Genel olarak başlangıç yaşı 2-4 yaş arasıdır. Erken başlamasına rağmen atlanabilmektedir. Sıklıkla okula başlama döneminde tedavi için başvurulur.

Tedavi

Tedavi kişinin ihtiyacına göre düzenlenmektedir. Çoğunlukla ruh sağlığı profesyoneli, ebeveyn, çocuk ve öğretmen işbirliğine dayalı bir süreç gerekmektedir. Gerektiğinde konuşma terapistinde yardım alınır. Tedavi seçenekleri:

  1. Psikoterapi(Bilişsel davranışçı terapi, aile terapisi, oyun terapisi)
  2. İlaç Tedavileri
  3. BDT + İlaç Tedavisi: Hepsi etkili olmakla birlikte önerilen seçenek sıklıkla bu olmaktadır. Nedeni de tedaviye diğer seçenklerin tek başına olmasından daha iyi bir yanıt alınmasıdır.

Travma ve İlişkili Problemler

Travma ve İlişkili Problemler

Günlük hayatta hepimiz olumsuz olaylarla karşılaşırız. Travmayı bu olaylardan ayıran özelliği kişinin yaşamına ya da beden bütünlüğüne yönelik tehdit, şiddet ya da ölümle karşı karşıya kalmasıdır. Ayrıca bunlara ek olarak kişi kendisini çaresiz hisseder. Travmaya örnek olarak doğal afetler(deprem, sel vb.), savaş, cinsel fiziksel saldırıya uğrama, istismar ve ihmaller, işkence görme, kaçırılma, trafik kazaları, ölümcül olabilecek bir hastalık tanısı alma, ölüme ya da ölüye tanık olma verilebilir.

Travma Sonrası Ne Tür Belirtiler Olabilir?

Çocuklarda olayla ilgili duygu, düşünce ve konuşmalardan kaçınma, kazanılmış becerilerde kayıp, yeni başlayan korkular, ayrılık kaygısı, anne-baba-bakımverene aşırı düşkünlük, bedensel yakınmalar(kalp çarpıntısı vb), olayı tekrar tekrar hatırlama (yineleyici oyunlar, düşler, oyun sırasında örselenme ile ilgili canlandırmalar yapma şeklinde kendini gösterebilir), uykuda kabus görmeler(travma ile ilişkili ilişkisiz), içe kapanma, duygulanım çeşitliliğinde azalma, sinirlilikte artış, aniden ortaya çıkan ve nedeni olan belirsiz korkular, travmayı hatırlatıcı uyaranlar-durumlardan kaçınma ya da yoğun sıkıntı ile katlanma, uyku bozukluğu, iştah değişiklilkleri, uykuya dalmakta güçlük, uyurgezerlik, hareketlilikte artış, dikkat problemi, aşırı irkilme olabilir.

Ergenlerde çoğunlukla erişkinlere benzer belirtiler ortaya çıkar. Travma sonrası olayı sık sık hatırlama, olayı hatırlatan durumlardan kaçınma, kendisini veya başkasını suçlama, olumsuz duygusal durumlar(korku, endişe, öfke), çevreye ve kendisine bakış açısında değişme(ben kötüyüm, kimseye güvenilmez, dünya tehlikeli bir yer vb.), etkinliklere karşı duyulan ilgide azalma, içine kapanma, diğer insanlardan uzaklaşma, öfke patlamaları, kendine zarar verici davranışlarda bulunma, her an tetikte olma, aşırı irkilme tepkisi gösterme, dikkat problemi, uyku ile ilişkili problemler ortaya çıkabilir.

Travma Sonrası Ne Tür Bozukluklar Gelişebilir?

Travma sonrası travma ile ilişkili travma sonrası stres bozukluğu, akut stres bozukluğu, uyum bozukluğunun yanı sıra bağlanma sorunları, ayrılma anksiyetesi, yas, uzamış yas, depresyon, yıkıcı davranışlar ortaya çıkabilir. İleriki aşamalarda kişili bozukluğu ve madde kullanım bozukluğu da ortaya çıkabilmektedir.

Akut Stres Bozukluğu(ASB) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu(TSSB) Nedir?

Eğer travma sonrası travma ile ilişkili belirtiler 3 gün ile bir ay arasında sürmüşse bu duruma ASB denir. Eğer belirtiler bir aydan daha uzun sürmüşse TSSB tanısı konulur.

Sıklığı 

Akut stres bozukluğu toplumda % 20-50 arasında görülmektedir. Travma sonrası stres bozukluğu sıklığı yapılan araştırmalarda % 1-14 arasında bulunmuştur. Uyum bozukluğu ise % 5 ile 20 arasında tespit edilmiştir.

Travma Sonrası Herkeste Bozukluk Gelişir Mi? 

Olay sonrasında travmayı yaşayan herkesin stres bozukluğu geliştireceği düşünülebilir. Ancak benzer olay yaşanmasına rağmen herkeste benzer problemler yaşanmaz hatta bir kısmı uzun süreli psikolojik belirtiler yaşamadan olayı atlatabilir. TSSB gelişmesi açısından tespit edilen bazı risk faktörleri mevcuttur. Bunlar kız cinsiyetinde olma, yaş, travmaya maruziyet derecesi, tekrarlayan veya süreğen travma yaşamak, travmanın niteliği, sosyal desteğin niteliği, ebeveynlerin tepkisi, travmaya bağlı ailede oluşabilen sorunlar(ebeveynlerde psikiyatrik rahatsızlık başlaması, boşanma vb.) ve eşlik eden başka rahatsızlıklardır. Bunlara ek olarak kişiye ait özelliklerde gidişi etkilemektedir.

Tedavi 

Tedavinin gidişatı açısından erken tanı ve müdahale önemlidir. Tedavi kişiye özgü planlanır ve bütüncül bir yaklaşım sergilenmektedir. Öncelikle hem kişi hem de aile travma ve ilişkili problemler hakkında eğitilir. Tedavi seçenekleri:

  1. Psikoterapi(Bilişsel Davranışçı Terapi(erişkinlerde yapılan çalışmara göre en etkilisi) veya Travma Odaklı Bilişsel Davranışçı Terapi(ABD ve İngiltere’de çocuklar için ilk seçenek))
  2. Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden İşleme(EMDR-Eye Movement Desensitization and Reprocessing)
  3. İlaç tedavisi(ihtiyaç halinde hem ASB-TSSB’ye yönelik hem de eşlik eden bozukluklar açısından önerilmektedir)
  4. İhtiyaç halinde tedavi seçenekleri birlikte kullanılmaktadır.

Aileye Bazı Öneriler

  1. Travma belirtilerini travmaya karşı doğal bir yanıt olarak görmek çocukla birlikte çalışmanın ilk adımıdır.
  2. Çocuğun iyi yaptığı şeylere odaklanmak çocuğa yardımcı olabilecek iyi bir stratejidir.
  3. Travmanın kendisinden ve aile içinde yarattığı güçlüklerden ne siz ne de çocuğunuz sorumlu değildir. kendinizi veya çocuğunuzu suçlamanız durumu daha da kötüleştirebilir.
  4. Tedaviye gelmenin bir şekilde ebeveyn olarak başarısız olduğunuz anlamına geldiğini düşünmemelisiniz. İyi bakım veren bir ebeveyn, ne zaman yardım isteyeceğini bilir ve bunu yapmak zor olsa bile yapar.
  5. Çocuğunuzun etrafında söylediklerinize dikkatli olun. Çocuğunuzun duygularını korumaya yardımcı olması için, çocuğunuzun sorunlarını başkalarıyla tartışmamaya çalışın. Çocuğunuzun önünde yoğun duygularınızı tartışmaktan veya ifade etmekten kaçınmaya çalışın. Bu, duygularınızı gizlemeniz gerektiği anlamına gelmez; daha ziyade, duygularınızı doğrudan tartışmak için yararlı bir zaman ve yeri seçim yapmanız ile ilişkili bir durumdur.
  6. Çocuğa bir sığınak-güvenli liman olmak ve gerektiğinde terapi sürecinde amigoluğa varabilecek boyutta destek olmak çok önemlidir. Eleştiri ve benzeri durumlar belirtileri daha da kötüleştirir.
  7. Travma sonucunda ortaya çıkan sıkıntıların çözümü için çok acele ederek çocuğu zorlamamak gerekir. Çocuğu zorlamak ters tepebilir.
  8. Çocuğunuzun korkuları ve endişeleri ile ilgili her şeyi dinlemeye açık olun ancak çocuk bir şeyler hakkında konuşmak istediğinde bunu yapın. Travmadan bahsetmesi için ısrar etmeyin. Çocuğunuza söylemek istediği her şeyi dinlemek için hazır olduğunuzu bildirin. Çocuğunuz travma hakkında konuşursa, onun hakkında konuşması için övgüde bulunun. Olanları anlatmasından ne kadar memnun olduğunuzu ona söyleyin. Korku ve öfkeyi asla ifade etmeyin; bu çocuğu gelecek konuşmalardan konusunda korkutabilir. Çocuğunuzun söylediği şey sizi rahatsız ediyorsa, kendi duygularınızı tartışabileceğiniz bir başkasını bulmanız önemlidir.
  9. Kendi duygularınız günlük yaşantınıza etki ediyorsa ek yardım isteyin. Çocuğunuza yardım ederken duygularınızı bir kenara koyabilmeniz önemlidir(ihmal etmek yönünde anlaışmasın) ancak bu duygularınızın önemsiz olduğu anlamına gelmez. Aslında, duyguları kullanmaktan kaçınma, ebeveynler için olduğu gibi gençler için de sorunlara neden olabilir. Zor duygularla uğraşıyorsanız, çocuğunuzun terapistiyle konuşun.
  10. Çocuğunuzu kendi kendine olumlu bir şekilde konuşmaya teşvik edin. Azarlama veya olumsuz kendi kendine konuşma belirtileri artıracak ve değişime yönelik motivasyonu azaltacaktır. Bu, ek teşvik sağlayacak ve çocuğunuzun olumlu başa çıkma düşünceleri geliştirmesine yardımcı olacaktır. Bu sadece çocuğun değil, aynı zamanda travma sonucu ortaya çıkan değişikliklerle mücadele eden ebeveynler, aile üyeleri ve arkadaşlar için de önemlidir.
  11. Travma Sonrası Stres Bozukluğu, gidişatı, belirtileri, tedavi seçenekleri ile ilgili bir uzmandan bilgi alın.
  12. Ve nihayetinde bu sürecin en başında bir profesyonelden yardım almak ve bu süreçte birlikte çalışmak çok önemlidir.

Davranım Bozukluğu

Davranım Bozukluğu

Kişinin yaşından ve kendisinden beklenilen toplumsal ve ahlaki kuralları ihlal etmesi ve sürekli, tekrarlayıcı şekilde başkalarının haklarına saldırmasıdır.

Belirtileri

Genellikle çocukluk çağında başlar. Çevredeki insanlara-canlılara-hayvanlara zarar verme ve acımasız davranma, sık bir şekilde kavga dövüş başlatma, eşyalara zarar verme, kibritle çakmakla oynama, bile bile yangın çıkartma, evden kaçma, eve çok geç gelme, okuldan kaçma, bıçak gibi tehlikeli aletlerle uğraşma, küfür etme, kabadayılık etme, gözdağı verme, yalan söyleme, hırsızlık görülebilir. Tedavi edilmediği takdirde ilerde madde-alkol bağımlığı riski, sigara bağımlılığı ve suça karışma riski artmaktadır.

Nedenleri ve Sıklığı

Genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi sonucu ortaya çıkar. Olası risk faktörleri düşük sosyoekonomik düzey, parçalanmış aile, çocuğun büyütülmesi sırasında aşırı cezalandırılması veya hiçbir engellemeyle karşılaşmaması, aile içi olumsuzluklar sayılabilir. Yapılan çalışmalarda sıklığı da % 1-16 arasında bulunmuştur.

Tedavi

En önemli erken tanı konulması ve erken tedavi edilmesidir. Ayrıca tedavide bütüncül bir yaklaşım sergilemek gerekir.

  1. Psikososyal Yaklaşım(Anne-baba davranış eğitimi)
  2. İlaç tedavileri(hem davranım bozukluğu hem de eşlik eden bozukluklar için ihtiyaç halinde kullanılmaktadır)
  3. Psikoterapi
  4. İlaç + Psikoterapi + Psikososyal Yaklaşım(İhtiyaç halinde birlikte kullanılabilir)

Karşıt Olma Karşıt Gelme Bozukluğu(KOKG)  

Karşıt Olma Karşıt Gelme Bozukluğu(KOKG)  

Belirli gelişim dönemlerinde veya özel durumlarda çocuk ve ergenlerde karşı gelme, kurala uymama durumu olabilir. Bu davranışlar bu tarz davranışlar beklenenden daha sık ve şiddetli ortaya çıkar. Belirli bir seviye ve süreden sonra kişinin günlük yaşamını olumsuz etkilemeye başlar.

Belirtileri

Çatışmalar sıklıkla kontrolü ele geçirmek içindir. Bu kişiler verdikleri tepkiler konusunda kendilerini haklı görürler ve herhangi bir problem için başkasını suçlarlar. Her ne kadar karşı gelmeler olsa da davranım bozukluğundaki gibi başkalarının haklarına saldırmazlar. Problem davranışlar çoğunlukla evde ve otorite figürlerine karşı olmakla birlikte okulda, arkadaşlarıyla etkileşim halinde de ortaya çıkabilir. Öfke nöbetleri çoğunlukla çocuğun istekleri reddedilince ortaya çıkar.

Bu çocuk ve ergenlerde çoğunlukla aşağıdaki belirtiler gözlemlenir;

  • Sık sık tepeleri atar.
  • Sık sık alınganlık gösterir ya da kolayca kızarlar.
  • Sık bir şekilde öfkeli, kırgın ve güceniktirler.
  • Otorite figürleriyle sık sık tartışmaya girerler.
  • Kurallara karşı uymazlar ve otorite figürlerine karşı gelirler.
  • Sık sık bile bile başkalarını kızdırırlar.
  • Kendi hataları için başkalarını suçlarlar.

Eşlik Eden Bozukluklar

 KOKG bozukluğunda sık bir şekilde psikiyatrik bozukluk eşlik etmektedir. Bunların varlığı tabloyu daha da kötüleştirebilmektedir. Tedavinin belirlenmesi ve tedavinin seyri açısından bunların tespiti ve tedavisi önemlidir. En sık eşlik eden bozukluklar Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu(en sık eşlik eden bozukluk, % 40-70 oranında) ve Davranım Bozukluğudur.

Sebepleri ve Sıklığı

Olası risk faktörleri arasında genetik, zayıf aile ilgisi, anlaşmazlıklar, aile içi şiddet, aile uyumsuzluğu, çocuk istismarı, ailede psikiyatrik bozukluk olması ve çocuk ile ebeveynler arasında bağlanma probleminin olmasıdır.

Dünya genelinde sıklığı ortalama % 3.3’ tür ve erkeklerde daha fazla görülmektedir.

Tedavi

En önemli nokta eşlik eden bozukluklar sık olduğu için eşlik eden bozuklukların belirlenerek tedavi edilmesidir. Ayrıca tedavide bütüncül bir yaklaşım sergilemek gerekir.

  1. Psikososyal Yaklaşım(Anne-baba davranış eğitimi)
  2. İlaç tedavileri(hem KOKG hem de eşlik eden bozukluklar için ihtiyaç halinde kullanılmaktadır)
  3. Psikoterapi(Bilişsel davranışçı terapi)
  4. İlaç + Psikoterapi + Psikososyal Yaklaşım(İhtiyaç halinde birlikte kullanılabilir)

Çocuk ve Ergenlerde Sinirlilik & Öfke Problemi

Çocuk ve Ergenlerde Sinirlilik & Öfke Problemi

Herkes hayatının bir döneminde kızgın olmuştur. Öfke-sinirlilik, bir şeyin yolunda gitmediğini gösteren normal bir duygudur. İnsanlar istediklerini alamazlarsa, öfkelendirilirlerse, hakaret edilmişse öfkelenirler. Aslında öfke ve sinirlilik hak ve adalet ile ilişkilidir. Kişinin hakkını savunabilmesi, hakkını araması, adaletsizliğe uğradığında buna önlem alabilmesi açısından önemli ve gerekli bir duygudur.

Bununla birlikte, bazen insanlar yanlış sebeplere kızarlar veya öfkelerini uygunsuz şekilde ifade ederler. Öfkemiz yüzünden söylediklerimiz veya yaptığımız şey üzerinde kontrolü kaybedersek kendimiz ve diğer insanlar için her türlü problemi oluşturabilir.

Öfke-sinirliliğe bir sürü faktör rol oynamaktadır. Kimisi normal bir durumken kimisi de müdahale edilmesi gereken bir durumdur. Örneğin yorgun olan bir insanın normalden daha fazla olması beklenebilir. Bir diğer yandan her şeyini öfke ve sinirlilikle halletmeye çalışan bir kişi de olabilir.

Peki öfke-sinirliliğe ne zaman müdahale edilmelidir? Eğer öfke-sinirlilik kişinin günlük yaşamını kısıtlamaya, işlevselliğini bozmaya başlarsa müdahale edilmesi gerekir. Bu açıdan öfke ve sinirliliğin altında yatan nedeni çok iyi irdelemek ve gerekirse müdahale etmek gerekir.

Olası Nedenleri

  • Yorgunluk
  • Uykusuzluk veya uyku problemi
  • Açlık veya beslenme problemleri
  • Kardeş kıskançlığı
  • Yolculuk
  • Hastalık geçirilmesi
  • Ev, okul veya mekan değişikliği
  • Evden birisinin ayrılması veya eve birisinin gelmesi
  • Sevilen birisinin kaybedilmesi, ayrılığı
  • Disiplin eğitimi, ebeveynlik ve yetiştirilme tarzı
  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu
  • Karşıt olma karşıt gelme veya davranım bozukluğu
  • Ayrılma anksiyetesi
  • Çocuk ve ebeveyn arasındaki bağlanma problemi
  • Konuşma problemi(konuşmada gecikme, kekemelik)
  • Anksiyete bozuklukları(özgül fobiler, sosyal fobi vb.)
  • Travma sonrası stres bozukluğu
  • Depresyon
  • Otizm
  • Özgül öğrenme güçlüğü
  • Alkol-Madde bağımlılığı
  • Oyun-bilgisayar-teknoloji bağımlılığı
  • Akran problemleri
  • Ev içinde yaşanan problemler
  • Süreğen hastalık(şeker hastalığı, astım vb.)
  • Tıbbi hastalıklar(guatr vb.)

Tedavi

            Altta yatan duruma, aciliyetine ve şiddetine bağlı olarak tedavi düzenlenir.

  • Psikoterapi(Bilişsel davranışçı terapi, ebeveyn eğitimi vb.) (ihtiyaç durumuna göre hem öfke-sinirlilik hem de altta yatan durum için kullanılabilir)
  • İlaç tedavileri(ihtiyaç durumuna göre hem öfke-sinirlilik hem de altta yatan durum için kullanılabilir)
  • Psikoterapi + ilaç tedavileri

Ebeveynler İçin Film Önerileri

Ebeveynler İçin Film Önerileri

Çoğumuz, muhtemelen Rainman filmine dek “otizm” kavramına yabancıydık. İşte, muhteşem ikili Dustin Hoffman ve Tom Cruise’un, gerçekten harika bir ikili performans gösterdiği, birbiriyle tamamen zıt karakterli iki kardeşi canlandırdığı “Yağmur Adam”, artık bir klasik olarak kabul ediliyor çoğu sinema otoritesi tarafından… Filmde Los Angeles’ta maddiyate dayalı bir hayat süren fırlama Charlie ile değişik bir hastalığa sahip Raymond’un dramatik ama aynı zamanda komik de olabilen serüvenleri anlatılıyor. Serseri Charlie, yıllardır uzak kaldığı babasının ölümü üzerine 3 milyon dolarlık mirastan yararlanacağını düşünerek hayaller kurar. Oysa kendisine sadece 1949 model bir Buick bırakan babası, servetin tamamını Charlie’nin daha önce varlığından haberdar olmadığı ağabeyi Raymond’a bırakmıştır. Önemli bir ayrıntı ise, Raymond’un bakıma muhtaç, otistik bir dahi olmasıdır! Maddiyatçı Charlie mirasın en azından bir kısmından vazgeçmek niyetinde değildir. Bunun için Raymond’u kaldığı klinikten kaçırıp ülke çapında bir seyahate çıkarır. Yol boyunca ağabeyinin yaşamı zorlaştıran alışkanlıklarıyla çileden çıksa da otistik adamın matematik ve hafızalama konusundaki insanüstü yeteneği karşısında bol bol hayrete düşer. Nihayetinde Las Vegas’taki kumarhanelerde bu az bulunan kabiliyetten yararlanarak hile yapmaya bile çalışır. Yol boyunca Charlie, sadece Raymond’u değil, geçmişinin bir parçasını ve belki de kendini keşfetme fırsatı da bulacaktır. Dört adet Oscar heykelciği yönetmen Barry Levinson’a, senarist Ronald Bass’a, başroldeki Dustin Hoffman’a ve elbette Yağmur Adam filminin kendisine layık görülmüştü. Tom Cruise ise ödül töreninden eli boş dönmüştü…

Her Çocuk Özeldir,  problemli bir çocuk ve onun hayatını değiştiren bir öğretmenin hikayesini anlatıyor. 8 yaşındaki Ishaan Awasthi, hiç kimse tarafından taktir edilmeyen bir çocuktur. Okulda dersleri kötüdür, üstelik arkadaşları ile de sık sık kavga eder. Arkadaşları, öğretmenleri ve ailesi tarafından dışlanan Ishaan, ailesi tarafından disipline sokulması için yatılı okula gönderilir. Burada da durum pek farklı değildir. Ta ki resim öğretmeni Ram Shankar ile yanışana kadar. Ishaan’ın çok mutsuz ve yalnız bir çocuk olduğunu fark eden Ram, bunun nedenini araştırmaya başlar. Onun aslında çok özel bir çocuk olduğunu anlayan öğretmen, sabır ve özenle Ishan’ın kendisini bulmasına yardımcı olur.

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe (Amy Poehler), Korku (Bill Hader), Öfke (Lewis Black), Nefret (Mindy Kaling) ve Üzüntü (Phyllis Smith)… Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır…
Orijinal fikri ve yönetmenliği Pete Docter’a ait olan eğlenceli animasyonun senaristi Michael Arndt. Disney ve Pixar’ın ortak yapımı filmin orijinal seslendirme kadrosunda ise Amy Poehler, Bill Hader, Mindy Kaling, Phyllis Smith ve Lewis Black gibi isimler yer alıyor.

Rızvan Khan (Shahrukh Khan) küçüklüğünü annesiyle (Zarina Vahab) ıssız bir bölgede geçiren ,müslüman bir gençtir. Annesi öldükten sonra Amerika’ya küçük kardeşinin yanına gider. Orada tanıştığı ve aşık olduğu Mandira (Kajol) adında dul ve Hindu inancına sahip bir kadınla evlenir. Rızvan Khan aynı zamanda da Asperger sendromu hastasıdır. Bu hastalık Otizm rahatsızlığının bir çeşididir ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır. 11 Eylül saldırılarından sonra Mandira’nın oğlu rasist kesimler tarafından döverek öldürülür. Öldürülme sebebi annesi evlendikten sonra Müslüman” Khan “soyadını almış olmalarıdır. Bunun üzerine Mandira Rizvan’i terk eder. Rizvan ne zaman geri gelebileceğini sorunca, Mandira ona Amerika Birleşik Devletleri başkanına gidip, adının Khan olduğunu ama bir terörist olmadığını açıklamasını ve ondan sonra geri gelmesini söyler. Rizvan hastalığı dolayısıyla bunu ciddiye alır ve yolculuğuna başlar. Başkan ile buluşmadan geri dönmeyecektir ve ona diyecektir ki:

“Sayın Başkan, benim adım Khan ve ben bir terörist değilim.”

Sam Dawson beyninde bir gelişme problemi olan, bu nedenle de yedi yaşındaki bir çocuğun zekasına sahip olan, karısı tarafından terk edilmiş, kızıyla birlikte yaşayan bir babadır. Tüm zihinsel engellerine rağmen iyi bir sosyal çevresi ve mutlu bir ailesi olan Dawson’ın asıl sorunları kızı yedi yaşına geldiğinde başlar. Kızı Lucy’nin doğum günü partisinde eve gelen bir sosyal güvenlik çalışanı baba ve kızı trajik bir sona sürükleyecektir.
Oscar olmak üzere çeşitli törenlerde ödüle aday gösterilen filmin başrollerinde ünlü oyuncular Sean Penn ve Michelle Pfeiffer bulunuyor.

İyi bir baba olan Chris Gardner, işinde sorunlar yaşayan, maddi açıdan sarsıntıda olan ve aynı zamanda iyi bir eş olan bir adamdır. Ancak ne yazık ki eşi sıkıntılara daha fazla katlanamayacağına karar vererek onu terk eder. Christopher adındaki oğulları da babasının yanında kalır. Karısının terk edişi de yetmezmiş gibi bir de ev sahibi dışarı atar baba –oğulu. Sokaklarda kalıp, tuvaletlerde, düşkünler evinde çalışarak ayakta durmaya çalışır. Oğlunun sevgisi bu mücadeleci baba için her şeydir. Ve sevgiye eklenen bir var olma savaşı hiç şüphesiz, vakti geldiğinde en mükemmel kapıları açacaktır.

Babam ve Oğlum’da, 12 Eylül darbesinin yıktığı hayatlardan birinde yetişmektedir küçük Deniz. Annesini henüz doğmadan önce kaybetmiş, bir gazetede yazar olarak çalışan babası tarafından mütevazi bir evde yetiştirilmiştir. Babası dışında tanıdığı tek bir akrabası bile yoktur. Taki babası Sadık, bir gün Deniz’i şaşırtacak bir haberle gelene kadar… Deniz artık babasıyla birlikte, hiç görmediği dedesinin yanında, küçük bir kasabada yaşayacaktır.
Köye vardıklarında Sadık yıllar önce küstüğü babasını ilk kez görüyordur. Aralarındaki bu üskünlük kolay kolay geçecek cinsten bir durum değildir. Sadık’ın dönüş sebebini anlamlandıramayan aile bir yandan çok mutluyken diğer yandan tedirgindir de. Zamanla Deniz bu hiç görmediği ailesine alışırken ve her şey düzelmeye başlamışken yaşanan bir dram herkesi derinden etkileyecektir.

Hindistan’dan Kanada’ya giden bir yük gemisi, içindeki hemen hemen tüm canlılarla birlikte trajik şekilde batar. Bir can kurtaran filikası, uçsuz bucaksız vahşi Pasifik Okyanusu’nun ortasında yapayalnız kalır. Sandalın hayatta kalmayı başarabilen mürettebatı ise bir sırtlan, kırık bacaklı bir zebra, bir orangutan, Richard Parker adında üç yüz kiloluk bir Bengal kaplanı ve Pi adlı 16 yaşında Hintli bir çocuktan oluşmaktadır. Pi’nin hayvanat bahçesi işleten ve hayvanlarıyla göç yoluna koyulan ailesi, batan gemide yaşamını kaybetmiştir.
Pi, kurtuluş yok gibi görünen bu okyanusta zayıf bir sandalda yanındaki hayvanlarla birlikte hayatta kalma savaşı verir ve keskin zekası ve zooloji bilgisiyle besin zincirine kurban gitmez. Ama şimdi Bengal Kaplanı ile teknede baş başa kalmıştır. Dev kaplana yem olmamak için hayvanla anlaşmanın ve yakınlaşmanın yollarını bulur. Sıra dışı yolculuk sona ermeden büyülü bir adaya varacaktır…